1. Haberler
  2. Gündem
  3. Sanat, Hak, Adalet

Sanat, Hak, Adalet

Sanat, tıpkı bilim gibi, yalnızca emir almamakla kalmaz; özü gereği emirleri kabul etmesi de mümkün değildir. Sanatsal yaratımın kendine has yasaları vardır; bilinçli olarak bir toplumsal harekete hizmet ettiği durumlarda...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sanat, tıpkı bilim gibi, yalnızca emir almamakla kalmaz; özü gereği emirleri kabul etmesi de mümkün değildir. Sanatsal yaratımın kendine has yasaları vardır; bilinçli olarak bir toplumsal harekete hizmet ettiği durumlarda bile bu böyledir. Gerçek anlamda entelektüel bir yaratım; yalan, ikiyüzlülük ve boyun eğme ruhuyla bağdaşmaz. Sanat, ancak kendisine sadık kaldığı ölçüde devrimin güçlü bir müttefiki olabilir. Şayet ezilen sınıfların ve halkların özgürlük mücadelesi, insanlığın ufkunu kaplayan şüphecilik ve karamsarlık bulutlarını dağıtırsa; şairler, ressamlar, heykeltıraşlar ve müzisyenler kendi yaklaşımlarını ve yöntemlerini bizzat kendileri bulacaklardır. Leon Trotsky, (Lev Davidovič Trockij), 1938*

1929-1933 arasında Türkiye’de, Büyükada’da yaşayan Leon Trotsky’nin 88 yıl sonra dahi sanat hakkında geçerli olan bu düşüncesini anımsatmak istedim. Tarihçiler ve siyaset bilimcilerin belirttiği gibi onun yaşadığı dönem ile günümüzdeki dönem arasında bilimsel ve ideolojik farklar olmasına karşın, kitleleri savaşa ve çatışmaya sürükleyen psikolojik ve sosyolojik düzenekler 1930’larla önemli benzerlikler taşımaktadır. Bu düşüncenin de günümüzdeki benzerliği dikkat çekiyor.

Türkiye’de gerçekleşen İlişkisel Sanat üretimleri ve bu üretimleri gerçekleştiren sanatçılar ve sanat uzmanları mevcut hak ve adalet sistemi içinde nasıl bir konumdadır? Sanat ve adalet arasındaki ilişkinin güncel gelişmeler bağlamında durumu nedir? Sanat, sanat yönetimi, uluslararası geçerlilikte bir sistemle mi varlığını korumaktadır? Sanatsal özgürlüğün ve özgünlüğün korunması için temel bir siyasal ve ekonomik strateji var mıdır? Bu konudaki sorular uzun bir liste oluşturuyor ve gerçekçi bir yaklaşımla incelenmesi ve irdelenmesi gerekiyor. 

Sanat, hak ve adalet konusu yaşadığımız dönemdeki ilgili koşullarda ve yakın gelecek üstüne yapılacak spekülasyonlar bağlamında gerekli bilgilerin üretilmesi, bireysel ve toplumsal farkındalık sağlanması, deneyimlerin paylaşılması, gerekli diyaloğun açılması –gecikiyor olmakla birlikte– gündeme alınması gereken bir konudur.

Sanat ve kültür üretiminin gerçekleştiği bir düzende Devlet-Yerel Yönetimler-Özel Sektör-Sivil Toplum arasındaki ilişki ve işbirliği siyasal ve toplumsal ayrışmalar nedeniyle karmaşık, yetersiz, rastlantısal, kopuk ve çıkar çatışkılarına odaklı ise dile getirdiğim sorular daha da önem içeriyor.

Türkiye’deki odaklanmaya kısaca bakalım: Genel olarak yaygın toplumsal kültürel endüstride gösteri toplumu için eğlence, popülist etkinlikler öne çıkıyor, tanıtımda TV/Medya estetiği kullanılıyor. Sanatçı kimliği çarpıtılıyor; eğlence ve tüketim sektöründe ünlenenlere, özgün yapıtları yorumlayan yorumculara, “sanatçı” deniliyor; köşe başlarını tutmuş, yaratıcılıkları sönmüş bu kişiler sürekli öne çıkıyor ve genç kuşakların önünü kesiyor. Kamusal sektör ve özel sektör (sponsorluk) sanat ve kültür üretimi gerçekleştiren birey ve grupların gereksinimlerini yeterince karşılamıyor. Uluslararası kültür ve sanat alanında gerekli yöntemler ve sistemler uygulanmadığı için rekabet gücü zayıf. Günümüzde küresel bağlamda önemli ve değerli bir sanat üretimi gerçekleştiğini kavrayamayan devlet ve yerel yönetimleri sanatçıya ve sanat yapıtına yatırım yerine genellikle etkinlik yatırımı yapıyor. Küresel sanat sistemini işletecek uzmanlar kamusal sanat ve kültür kurumlarında istihdam edilmiyor. Müze ve Kültür/Sanat Merkezlerinin küresel bağlamda geçerliği olan, sürdürülebilir, gelecekçi değerlendirme kurumları olarak yapılandırılması gerçekleşmiyor.

Enstitü ve Arşiv gibi araştırma-geliştirme-eğitim kurumlarına yatırım yapılmıyor. Yatırım %20 yerel ve uluslararası etkinliklere, %80 yaratıcı bireye yatırım olarak planlanmıyor; kurumlar %90 etkinlik, %10 yaratıcı bireye yatırım olarak işletiliyor. Yönetici ve ekip istihdam yöntemleri, diğer sanayi iş kollarındaki gibi uzmanlık esasına göre temellendirilmiyor; ucuz işgücü kullanılıyor. Kültür Sanayisi ve Politikalarından küresel bağlamda rekabet edilebilecek verimli ve etkili ekonomik ve toplumsal sonuç alınamıyor. İstanbul’un ve diğer potansiyeli olan kentlerin imajı giderek turistik ve popülist bir kültür ve popüler üretimler politikası ile yıpratılıyor.

Sanat alanındaki hak, adalet, yasa sistemini işletenler, belirleyenler, yönetenler de bu olumsuz koşulların oluşturduğu bilgi ve algının etkisindedir; ancak günümüz sanat üretiminin tüm özelliklerinin bilincinde olan uzmanlaşmış kadrolar bu etkiden sıyrılabilir.

Buna karşın, İlişkisel Sanat üretiminin neo-kapitalist düzendeki finansal değer, pay ve cirosu tartışılmayacak kadar büyüktür; özel sektörün farkındalığı ölçüsünde bu büyüklük ancak bir ölçüde kavranıyor. Demokratik düzene ulaşmamış ülkelerde ise bu üretimin yarattığı finansal değer kavranıyor; bu özellikle 2000’li yıllarda beklenmedik coğrafyalarda açılan çağdaş sanat müzeleri ile belirginleşmiştir. Ancak, İlişkisel Estetiğin yarattığı özgür ifadenin demokrasi ile verimli ilişkisi bu ülkelerde henüz yerleşmemiştir. Olumlu ya da olumsuz siyasal ve ekonomik gelişmeler bağlamında İlişkisel Estetik Neo-kapitalizm ve yetkeci siyasetler ile ikilemli bir ilişki içindedir; bu ikilemin üstesinden gelebilen sanatçı bireyler ve üretimlerinin en önemli özelliği ifade özgürlüğüdür.

T.C. Anayasası’nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. Maddesi ile güvence altına alınmış temel bir insan hakkı olan İfade Özgürlüğü; kişinin görüşlerini, düşüncelerini, fikirlerini, inançlarını ve edindiği bilgileri hiçbir kısıtlama olmaksızın dile getirebilmesi ile ilgilidir. İfade özgürlüğü temel bir haktır. “Haklar” ise bireylerin sahip olduğu ahlaki ve hukuki yetkilerdir. Haklar genellikle başkalarına, bu haklara saygı gösterme, onları koruma veya gerekliliklerini yerine getirme konusunda yükümlülükler getirir.

Günümüzde adalet sistemi içinde yer alan 1951’de kabul edilen 5854 No’lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu İlişkisel Sanat alanında üreten, çalışan kişiler açısından incelendiğinde bu üretimin bu kanun içindeki hak ve hukukunun tespitinin güncelleştirilmesi gerekiyor. Öncelikle dikkat çeken eksiklik kanunda günümüzdeki sanat üretiminin temelindeki özgür ifade kavramının yer almamasıdır. Kanunda genel olarak mali değer, özgünlük, hak ihlali açısından Eser Sahibi ve Fikri Mülkiyet tanımlamaları yer alıyor. Eser alanları da ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri olarak sınıflandırılıyor. Bilindiği gibi, Modernizmin kullanılan Güzel Sanatlar (Fine Arts) terimi ve yine genel olarak kullanılan Plastik Sanatlar terimi 1980’lerden itibaren Post-modernizm ile birlikte geçerliliğini yitirmiştir. 2000’lerde bilimsel, siyasal, ekonomik, sosyolojik, felsefi düşünsel temel içeren uluslararası geçerliliği olan, resim, heykel, üç boyutlu yapıtlar, yerleştirmeler, fotoğraf, video, dijital sanat üretimi İlişkisel Sanat olarak adlandırılmaktadır; bu yüzyılda bu tanımlamanın kanunda yer alması beklenir. Bu kanunda bu tür yapıtlara ait bir bilgi yer almıyor. İlişkisel Sanat bilgisinin Kanunda yer alması için sanat STK’larının devlet ve yerel yönetimin ilgili yetkililerini bilgilendirmesi gündeme alınması gereken bir konudur.

STK’lar bu durum değerlendirmesi bağlamında mevcut sorunlara çözümler üretebilecek etkin bir kurumsal yapının kurulmasını ve mevut yapıların güncel ve gelecekçi bir yapıya dönüştürülmesini isteyebilir. Yaratıcı gençliğin ve sanatçıların üretim yapabileceği altyapılar kurmak, toplumun yerel ve uluslararası aydınlarla, galeri ve müze yöneticileriyle, sanat eleştirmenleri ve sergi ve etkinlik yapımcılarıyla bağlantı kuracağı, söyleşeceği, çalışacağı, bilgiye ulaşacağı, yeni teknikleri, malzemeleri, süreçleri öğreneceği ve dünya sanatına giriş olanağı elde edeceği bir sistemin geliştirilmesini isteyebilir. Sanatçının, sanat izleyicisinin ve sanat yatırımcısının, çağdaş sanat ve kültür gelişmelerini yerel ve uluslararası boyutlarıyla iç dinamikleriyle gözlemleyip algılayabileceği, sanat yapıtının üretim sürecini izleyebileceği, kendini çok yönlü eğitebileceği, maddi ve manevi yatırımlarını güvenle yapabileceği kurumlar oluşturmak ve/veya mevcut kurumları yeniden yapılandırarak mevcut kültür-sanat merkezi binalarında yeni kültür politikasının uygulanmasını sağlayabilir. 

Trotsky 1938’de sanatın bugün de oluşturduğu siyaset (yasalar, haklar, adalet) ile ilişkisinde özgürlük alanını, bağımsızlığını tanımlarken günümüzde bu konuda çalışan Jacques Rancière Dissensus Politika ve Estetik Üzerine ve diğer çok sayıda kitabında günümüzdeki durumu bütün boyutlarıyla anlatıyor. Örneğin, Reading Ranciere başlıklı kitapta (***) yayınlanan makalesinde de meta- siyaset olarak estetik özerkliği şöyle tanımlıyor:

Siyasetin istisnailiğinin kendine özgü bir yeri yoktur. Siyaset; toplumsal meseleleri, düzenin (polis) sorunlarını ve benzeri konuları yeniden ifade edip yeniden sahneleyerek, düzenin (polis) alanı içinde ‘gerçekleşir’. Buna karşılık estetik özerkliğin kendine has mekânları vardır. Ancak bu mekânların tanımı, bir sanat biçimi ile bir yaşam biçimi arasındaki denkleme sıkı sıkıya bağlıdır. Estetik deneyimin yalnızlığı, en başından itibaren, sanatın veya siyasetin ayrı deneyim alanları olarak var olmayacağı bir gelecek topluluğu vaadiyle iç içe geçmiştir. Bu da estetiğin, daha en başından beri kendine has bir siyaseti olduğu anlamına gelir; benim terminolojimle ifade edersek bu, siyasetin işleyişinden farklı bir biçimde ‘siyaset yapma’ tarzı olan bir ‘meta-siyaset’tir. Estetik; hem siyasi uyuşmazlık (dissensus) pratiklerine hem de devlet iktidarındaki dönüşümlere karşı, duyusal bir topluluk oluşturmayı hedefleyen meta-siyasal bir proje ortaya koyar. Bu proje, ‘sadece siyasi’ olan bir devrimin her zaman ıskalayacağı bir şeyi -yani yaşam pratiklerine, düşünce ile duyusal dünya arasındaki yeni bir ilişkiye, bedenler ile çevreleri arasındaki bağa içkin olan özgürlük ve eşitliği- gerçekleştirir.

*Leon Trotsky’s Art and Politics in Our Epoch, Written: 18 June 1938
First Published: Fourth International March-April 1950, Volume 11 No. 2 page 61-64 Translated: By Fourth International. Transcription/HTML Markup: David Walters Copyleft: Leon Trotsky Internet Archive (www.marxists.org) 2003

** Jacques Ranciere (Editörler: Paul Bowman ve Richard Stamp), Dissensus, Politika ve Estetik Üzerine, Ayrıntı yayınları, 2021 (Çev.Mustafa Yalçıntaş)

***The Thinking of Dissensus: Politics and Aesthetics :htpp//www.bloomsbury.com/us/reading-ranciere-9781441137814/ (Google Çevirisi)

https://artcolumn.com.tr

Art Column

Sanat, Hak, Adalet
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sanat Haber Al ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sanat Haber Al ile Sohbet Et

Sanat Haber Al ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir